Olimpik Türk

Bileti Olmayanlara Center Court Dahil Wimbledon Rehberi

1887’den beri düzenlenen ve çim korta oynanan tek Grand Slam olan Wimbledon tenis turnuvası geçen hafta başladı. Wimbledon’a geçen sene yeterince araştırma yapmamış olmaktan dolayı bilet bulamamış ve gidememiştim. Bu sene önce yine bilet bulamadım, sonrasında da bulduğum biletlerin fiyatları ulaşılabilir türden değildi. Fakat geçen sene atladığım “Queue” sistemini öğrendim, biraz yorucu da olsa harika bir gün geçirmekle kalmayıp meşhur Centre Court’da Andy Murray maçı seyretme şansı bile yakaladım.

 

 Sabah erken yola… 

Günüm sabah erkenden kalkıp yollara düşerek başladı, Wimbledon merkezinde tren ya da metrodan inince yürümek istemeyenler için kortların olduğu alana özel otobüs seferleri düzenlenmiş. Sabah 8’de benimle beraber aynı trenden inen bir sürü kişiyle otobüslere bindik. Otobüs önce bileti olanların girebileceği bir kapıda durdu, şoför bileti olmayanlar burada inmesin diye anons edince bizim otobüsten inen olmadı. 

Bir otobüs dolusu biletsiz olarak hepimiz ikinci ve son durakta indik, gönüllü görevlilerin devamlı yol gösterdiği bir yolda 10 dakika kadar yürüyüp o ünlü uzuuun sıranın (Queue) oluştuğu park alanına geldik. 

Buradaki görevliler tarafından “Yeşil bayrağı takip edin” diyerekten sıranın sonuna yönlendirildik. Bayrağın oraya geldiğinizde elinize bir sıra kartı veriyorlar. Ben de 5735 numaralı kartımı  ve sırada bekleme rehberimi de alıp beklemeye başladım. Evet, 10.30 da açılacak kapılar için sabah 8.20 civarı park alanına gittiğimde 5735.kişiydim. 

Toplam 20 kort bulunan alana giriş için olan bu sıranın ön kısmını bir gece önceden gelen çadır kurup bekleyen insanlar oluşturuyor. Çadır kuranların asıl amacı hergün sıradaki ilk 500 kişiye verilen Centre Court, sonrasındaki 500 kişiye verilen Court 1 biletleri. Turnuvada satılan biletlerin tüm gün biletleri olduğunu da belirteyim, yani bir Centre Court biletiniz varsa o bilet o gün o kortta oynanacak 3 maç için de geçerli.

İngilizlerin Milli Sporu – Sıra Beklemek

Sırada bekleyiş tam bir piknik havasında. Yaygısını, sandviçlerini almış gelmiş, hamilesinden yaşlısına kadar her türlü insanın olduğu alanda herkes numarasını almış, tek sırasına girmiş, kah kitap okuyarak, kah uyuyarak ya da arkadaşlarıyla sohbet ederek heyacanla sıranın ilerlemesini bekliyor.

Sıranızdan sadece kısa süreli çıkabildiğinizden içecek ve yiyecek standı, tuvalet gibi her türlü ihtiyacınız düşünülmüş. Ben de kahvemi alıp çimlere yerleşip girişte elimize tutuşturulan rehberi okumayarak başladım beklemeye.
  
Sporcu kıyafetinin %90’ının beyaz olma kuralının hala geçerli olduğu da tek turnuva olan Wimbledon’daki bir başka kural ise ilk haftanın son gün maç oynanmaması.  Gelenek haline gelen bu tarz kurallara uyulmasına çok dikkat ediliyor, hatta geçtiğimiz senelerde Roger Federer turuncu tabanlı ayakkabı ile çıktığı için uyarı almış ve ayakkabılarını değiştirmiş.

Rehberde bu gibi bilgilerden baska kort alanın ayrıntılı planına, tüm kural ve yasakların en ince ayrıntısına kadar her türlü bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Gecelemek isteyenlerin park alanına pizza sipariş edebileceğini, ama siparişi park girişinden almaları gerektiğinden, çadırların en fazla iki kişilik olabileceğine, çantanızın büyüklüğünden içeri girerken yanınıza alabileceğiniz içki miktarına kadar herşey en ufak ayrıntısına kadar belirlenmiş. Bu yüzden de binlerce insanın olduğu sırada bir aksama ya da karışıklık yaşanmıyor. Sıra ilerlerken de bunca kişiye rağmen ne aradan karışmak isteyenlerle, ne de itip kakışanlarla karşılaşıyorsunuz. 

Çeyrek finaller başlamadan ve hafta arası gittiğimden normalde 6-8 saat olan bekleme süresi yerine 3 saat gibi KISA bir bekleyişten sonra 20 sterlinlik ana alana giriş biletimi alıp içeri girebildim. İçeriye daha zahmetsiz girmenin bir yolu da internette satılan ve çok az sayıda olan 2. ve 3. kortların biletleri takip etmek. Şansınız varsa 50-60 sterlin civarı olan bu biletlerden alıp sıraya girmeden ana alana girebilirsiniz.

İçeri girince… diğer kortlar ve gene sıra

Alana girmiş olmanız size Centre Court’ta bir maç seyretme olanağını tabii ki sunmuyor, ama şansınız da hala mevcut ve bunun için de yapmanız gereken şey (tahmin edeceğiniz üzere) tekrar sıraya girmek. Yok artık sırada beklemek istemiyorum derseniz de kurulmuş olan dev ekran karşında oturup bu korttaki maçları rahatça seyredebilirisiniz.

Henman Hill
Henman Hill

 
4-19 numaralı kortlardaki yerler ise biletsiz, yani bu alana giren herkes boş yer olduğu sürece saha kenarında yerini alıp maçları seyredebiliyor. 3 numaralı kort için ise belli sayıda biletsiz yer mevcut, ama ilgi çok büyük olduğundan uzun bir sıra vardı. 

Ben ilk  tercihimi tenis tarihinin en uzun maçının oynandığı 18 numaralı kortan yana kullandım. 2010 yılında oynanan maç tam 11 saat 5 dakika sürmüş. Fransız Nicolas Mahut ile ABD’li John Isner arasındaki maçı 3.gün sonunda son seti 70-68 alan Isner kazanmış. Daha sonra diğer kortlarda kısa kısa Leonardo Mayer , Grigor Dimitrov gibi bir başarılı tenisçilerin maçlarını seyrettim.
 

Alana girdikten sonra yapacak o kadar çok şey var ki. Kortların aralarında turnuva programı ve her maçı canlı yayınlayan kulaklık radyoların satıldığı küçük standlar, geçtiğimiz maçlarda kullanılmış olan “Wimbledon 2014” yazılı topların satıldığı stand dışında anahtarlıktan kahve fincanına birçok Wimbledon hatırası ürün satan standlar da var. 

Eğer maç seyretmeye ara verdiyseniz antreman kortlarının oraya gidip birçok sporcuyu antreman yaparken seyredebiliyor, sporcuları bu bölüme giriş-çıkışlarında yakalayıp veya düzenlenen imza saatlerinde imza alıp resim çektirebiliyorsunuz. Ben Nadal’ın antreman çıkışına ve ATP sıralamasında şuan 11. sırada olan ve o tarihi en uzun maçı kazanmış olan John Isner’in imza saatine denk geldim.

Antreman kortları

Court 1, Grigor Dimitrov – Alexandr Dolgopolov

Centre Court’a Doğru

Sonrasında ise Centre Court sırasında yerimi aldım. Bileti olan kişilerden ana alandan ayrılırken biletlerini kapıda bırakmaları rica ediliyor. Bilet sahibi öğlenki ilk maçtan sonrak iki maçı izlemek istemiyorsa biletini görevlilere geri verebiliyor. Centre Court, 1. ve 2. kortta boşalan yerler böylelikle saat 3’ten sonra 5 veya 10 sterline tekrar satışa sunuluyor ve geliri de yardım kuruluşuna gidiyor.

1954’ten beri uygulanan bu sistem ile şimdiye dek 1.750.000 Sterlin toplanmış. Bilet yerinin nerede olacağı ise tamamen şans. İlk sıradan çıkan birinin biletini de almış olabilirsiniz, en tepelerden çıkanın da. 

Beklerken ikinci kort biletleri için devamlı sıradan soruyorlar ama oraya pek ilgi yoktu. Sonra tek tük Court 1 biletleri çıkmaya başladı. Saat 5.30 olduğunda sıra biraz ilerlemişti, fakat hala önümde 100 civarı insan varken bir mucize eseri tek kişilik bilet çıktı, önümde duran onca kişi hep en az iki kişilik bilet beklediklerinden bileti ben aldım. 

Centre Court’ta zaten illa ki sıralamada ilk 10’da olan birine denk geliyorsunuz. Mesela burada günün ilk maçında Novak Djokovic oynamıştı. Son maçı ise İskoç tenisçi Andy Murray ile İspanyol Roberto Bautista Agut oynadı. Ben de son aldığım bilet sayesinde bu maç başlamadan korttaki yerimi alabildim ve şansıma 5. sıradan maçı izledim.

Centre Court, Andy Murray – Roberto Bautista Agut

Alandan çıktığımda saat 9’a geliyordu. Yorgun ama tenis dolu  geçen olağanüstü bir gün geçirdim, dönüş yolunda ise seneye daha iyi plan yapıp 2 gün geleyim düşüncelerine daldım. 

Eğer yolunuz önümüzdeki sene turnuva zamanı Londra’ya düşerse ne yapın edin bir gününüzü mutlaka buraya ayırın.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top