Olimpik Türk

Doping 101 – Dünyada ve Türkiye’de Dopingle Mücadele

Doping 101 serisinin son yazısında teknik yönetmelik konularından biraz uzaklaşıp dopingle mücadelenin nasıl geliştiğine ve bu mücadelenin belli başlı aktörlerine değinelim.
Doping sporun daima içinde varolmuş bir olgu. Özellikle Fransa Turu tarihi hakkında MTBTR’de yazdığımız yazıları okuyanlar bunun 100 kusur yıllık bir geçmişi olduğunu hatırlayacaklardır. Fakat bunca geçmişe rağmen, dopingle dünya çapında koordineli mücadele için ancak 1999’da ilk adım atılıyor.

1998’e kadar olan süre

Dopingle ilk mücadele girişimleri 1920’lerde başlıyor. Ondan öncesinde de sporcular alkol, ağrı kesiciler, kafein, kokain, striknin kullanarak performanslarını arttırmaya çalışıyorlar.
1928’de IAAF (Uluslararası Atletizm Federasyonu) doping kullanımını yasaklayan ilk federasyon olmuş. Tabii yasaklamak yetmiyor, test sistemi gelişmediği için sadece yasaklamakla kalınmış.
1966’da UCI (Dünya Bisikletçiler Birliği = Uluslararası Bisiklet Federasyonu) ve FIFA (açıklama gerekli değil herhalde?) dünya şampiyonalarında doping testleri yapmaya başlayan ilk federasyonlar.
1967’de Uluslararası Olimpiyat Komitesi IOC ilk defa olarak bir “yasaklı maddeler listesi” yayınlıyor. 1968 Meksika yaz ve Grenoble kış oyunları doping testi yapılan ilk olimpiyat oyunları.
1970’lerde anabolik steroid kullanımının artması nedeniyle 1974’ten itibaren bir anabolik steroid testi uygulanmaya başlanıyor ve anabolik steroidler 1976’dan itibaren yasaklı maddeler listesine giriyorlar.
1970 ve 80’lerde bilhassa Doğu Alman ve SSCB odaklı olmak üzere devlet destekli doping şüpheleri ayyuka çıkıyor. Atletizmde 1980’lerden kalma bazı rekorların hala kırılmamış olması bundan. 1980’lerin en hatırda kalan (ve benim de şahsen bizzat seyredip hatırladığım ilk) doping olayı 1988 Seoul oyunlarında 100m’de bir anabolik steroid olan stanozolol’dan yakalanan (ki bu şimdi Nevin Yanıt’ın yakalandığı madde) Kanadalı atlet Ben Johnson.
Kan dopingi, yani atletten alınan kanın zenginleştirilip tekrar enjekte edilmesi yöntemi sanıldığı kadar yeni değil, 1970’lerden beri kullanılan bir yöntem. IOC tarafından yasaklanması 1986. 1990 yılında dopingle ilgilenenlerin yakından tanıdığı EPO da yasaklı listeye dahil ediliyor, ilk EPO testi uygulaması ise 2000 Sydney olimpiyat oyunlarında yapılmış.
1998 yılında Fransa Turu’nda büyük bir doping skandalı patlıyor (Festina). Hem skandalın boyutları, hem de yukarıda saydığımız gelişmeler iki acil ihtiyacı daha belirgin hale getiriyor:

  • Dopingle mücadele uluslararası uyumlu hale getirilmeli
  • Federasyonlardan, hükümetlerden bağımsız bir dopingle mücadele kuruluşu dünyada dopingle mücadeleyi koordine etmeli

    1. Dünya Sporda Doping Konferansı

    Bu doğrultuda IOC öncülüğünde Lozan’da 4 Şubat 1999’da toplanan konferans 8 Şubat’ta aşağıdaki kopyasını görebileceğiniz açıklamayı yayınlıyor. Açıklama basit, ama dünyada dopingle mücadelenin çehresini tamamen yenileyecek 6 maddeden oluşuyor. Maddeleri teker teker okursunuz, fakat en önemlisi 4. madde: 2000 Sydney oyunlarına yetişecek şekilde Uluslararası Dopingle Mücadele Ajansı kurulması hedefi.

    World Anti-Doping Agency – WADA

    İşte kuruluş anlaşması 10 Kasım 1999’da (ne gün ama!) imzalanan Dünya Dopingle Mücadele Ajansı böyle kuruluyor. WADA, merkezi Kanada’da olan tamamen bağımsız bir kuruluş. 2002 yılında Lozan’da Avrupa şubesi açılıyor. 2003 yılında “2. Dünya Sporda Doping Konferansı” Kopenhag’da düzenleniyor ve çok önemli bir belge sunuluyor: Dünya Dopingle Mücadele Talimatı.
    ”Traşı kes, şunun “Doping nedir?” yazısında olduğu gibi bir grafiği yok mu?” diyecekler için aşağıdaki kronolojik grafiği koydum, 1998’den 2009’da yayınlanan son WADA Dopingle Mücadele Talimatına kadar olan gidişatı anlatıyor. Meraklılar okumaya devam etsinler.

    World Anti-Doping Code, ya da Türkçesi ile Dünya Dopingle Mücadele talimatı WADA’nın dünya çapında dopingle mücadeleyi koordine ettiği, ve daha önceki yazılarda okuduğunuz “doping nedir, nasıl kontrol edilir, sonuçları nelerdir, hangi şartlarda yasaklı madde kullanımına izin verilir…?” vb pek çok soruyu açıkladığı belge, bir başka deyişle “dünya dopingle mücadelenin kanunu”.
    Bu talimat, 1 Ocak 2004 yılından itibaren uygulamaya sokuluyor ve böylece 2004 Atina olimpiyat oyunları tam anlamıyla bütün uluslararası spor federasyonlarının bu talimatı uyguladığı ilk oyunlar oluyorlar. Dünyada içinde 28 yaz olimpik sporu uluslararası federasyonu, 7 kış olimpik sporu uluslararası federasyonu ve 204 milli olimpiyat komitesinin de bulunduğu 630 spor organizasyonu WADA talimatını kabul etmiş durumda.
    Dünya Dopingle Mücadele Talimatı’nın en son versiyonu 1 Ocak 2009’da yürürlüğe girmiş olanı. 1 Ocak 2015’te talimatın halen üzerinde çalışılan yeni versiyonu yürürlüğe girecek (nelerin değişeceği başka yazıya).
    Yani uzun lafın kısası WADA dünyada dopingle mücadelenin işleyişini takip ve koordine eden, yöneten, gerektiğinde yön veren, destek olan kurum. Tahmin edileceği üzere bu bayağı masraflı bir iş. 2012 yılı itibariyle WADA’nın bütçesi $26 milyon. Bunun yarısı IOC’den, yarısı ise kamudan alınıyor. WADA’ya en çok para döken yöre Avrupa ($6.3 milyon), onun arkasından Amerika ($3.8 milyon) ve Asya ($2.6 milyon) geliyorlar.
    WADA demişken WADA onaylı laboratuvar konusuna da değinelim. WADA, dünyada toplanan doping numunelerini test etmesi için belirli laboratuvarlara onay veriyor. Bu onay aday laboratuvarın ISO/IEC 17025 ve Uluslararası Laboratuvar Standardı’na uyup uymamasına göre veriliyor. Bütün dünyada şu anda WADA tarafından onaylanmış 33 tane laboratuvar var. Bu laboratuvarlardan elde edilen 2011 doping istatistiklerini daha önce yazmıştım.
    WADA ve WADA talimatı odaklı dünyada dopingle mücadele sisteminin yapısını aşağıdaki şema gösteriyor. Doping konuları ile ilgileniyorsanız üşenmeyin, WADA’nın internet sayfasında gezinin. Çok şey öğreneceksiniz.

    UNESCO

    Dünya çapında dopingle mücadelenin bir de UNESCO, yani Birleşmiş Milletler bacağı var. Niye?
    WADA yapısı itibariyle devletlere yaptırımı olan bir kuruluş değil. Dünyada dopingle mücadeleyi uyumlu hale getirmek içinse devletleri de içine alacak yasal bir çerçeve gerekli. Burada UNESCO devreye giriyor.
    19 Ekim 2005’te UNESCO tarafından Sporda Dopinge Karşı Uluslararası Sözleşme yürürlüğe sokuldu. Sözleşme ana hatlarıyla dünyadaki devletlerin dopingle mücadele etmesini kanunen mecbur kılan bir belge. Belgeyi imzalayan devletler kabaca

  • Yasaklı maddelere erişimi kısıtlama ve ticaretini engellemeyi
  • Doping kontrolleri yapma ve ulusal test programları geliştirmeyi
  • Dopingle mücadele kural ihlali yapan sporcu ve sporcu destekçilerine maddi yardımı kesmeyi
  • Besin maddesi üreticilerini ürünlerinde yasaklı madde olabileceği konusunda uyarıya teşvik etmeyi
  • Sporcuları ve spor camiasını dopingle mücadele konusunda eğitmeyi
    taahhüt ediyorlar. Bugüne kadar 174 ülkenin imzaladığı sözleşmeyi Türkiye 9 Haziran 2009’da imzalamış ve kanunen uygulama taahhütünde bulunmuş (tam listeye buradan ulaşabilirsiniz). Bu WADA’nın belirttiğine göre 2012 yılı sonunda dünya nüfusunun %97’sini kaplayan bir oran.
    Aşağıdaki şema UNESCO’nun uluslararası dopingle mücadeledeki rolünü daha iyi anlamanızı sağlayacaktır.

    Türkiye’de Dopingle Mücadele

    Türkiye’de dopingle mücadelenin tarihi biraz karışık. Bir avukat ağzından, bolca hukuki terimlerle okumak isterseniz Kısmet Erkiner’in yazısına bakabilirsiniz. Ben size daha kısa ve öz anlatacağım.
    Türkiye’de ciddi manada dopingle mücadele 1989 yılında Türkiye’nin Avrupa Konseyi Dopingle Mücadele Sözleşmesi’ni imzalaması ile başlıyor. Bu sözleşme aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek WADA onaylı doping kontrol laboratuvarı Hacettepe Üniversitesi bünyesinde Türkiye Doping Kontrol Merkezi’nin kurulmasına da ön ayak olan sözleşme.
    Enteresan bir nokta 1989’da imzalanan bu sözleşmenin yasal olarak ancak 1993’te Resmi Gazete’de yayınlanarak Gençlik Spor Genel Müdürlüğü Dopingle Mücadele Yönetmeliği olarak yürürlüğe sokulması.
    Türkiye’de 90’lı ve 2000’li yıllar doping konusunda büyük bir başıboşlukla geçmiş. O dönemdeki en büyük doping skandalımız Süreyya Ayhan’ın bütün pozitif testlerinin yurtdışı yarışlarda alınmış numunelerden çıkması da bunun teyidi olarak görülebilir.
    Çeşitli kanun tasarılarından, yönetmeliklere, Futbol Federasyonu’nun kendine özgü yazdığı dopingle mücadele talimatından, “doping” konusunun 2004 tarihli Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna bir madde olarak sokulması gibi durumlar, en nihayetinde her zaman olduğu gibi “bir yabancının” kafamıza vurmasıyla son bulmuş.
    2007 yılında WADA’nın her ülkede bir bağmısız Dopingle Mücadele Kuruluşu kurulmasını şart koşması ile birlikte Türkiye’de de bağımsız bir kuruluş olarak “Türkiye Anti-Doping Ajansı – TADA” kurulması için çalışmalar başlanmış. Bu konudaki kanun tasarısının tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.
    Kanun tasarısında öngörülen TADA hiç kurulmadı, onun yerine Haziran 2011’de GSGM ve Milli Olimpiyat Komitesi arasında imzalanan protokol sonrasında tam ismiyle Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Dopingle Mücadele Komisyonu (DMK) kuruldu.
    Komisyonun internet sayfası TMOK sayfası bünyesinde yer alıyor. Bu sayfada Türkçe olarak, Türkiye’de dopingle mücadelenin çerçevesini çizen 4 ana belge yer alıyor:

  • Türkiye Dopingle Mücadele Talimatı
  • Doping Kontrolü Talimatı
  • Tedavi Amaçlı Kullanım İstisnası (TAKİ) Talimatı
  • 2013 Yılı Yasaklı Maddeler Listesi
    Eylül 2011’de yayınlanan Türkiye Dopingle Mücadele Talimatı, WADA talimatının bir tercümesi ve Türkiye’ye uyarlaması. Bu talimatın federasyonlara gönderilmesi ve federasyonların kabul etmesiyle beraber Türkiye’de bağımsız bir kuruluşun yönettiği dopingle mücadele dönemi 14 Ekim 2011’de başladı ve Türkiye WADA Kurucular Kurulu’nun 20 Kasım 2011 günü Kanada’nın Montreal kentinde yaptığı toplantıda ‘Dünya Dopingle Mücadele Kuralları’na uyumlu ülkeler listesine alındı.
    Türkiye Dopingle Mücadele Komisyonu’nun bugünkü yapısı şöyle:

  • Av. Türker Arslan – Başkan
  • Atilla Ferah – Başkan Yardımcısı
  • Neşe Gündoğan – Genel Sekreter
  • Prof. Dr. Rüştü Güner – Üye
  • Prof. Dr. Haydar Demirel – Üye
  • Sultan Seyhan – Üye
    DMK’nın tam yıl çalıştığı ilk yıl 2012’de ulusal müsabakalarda 362’sı müsabaka içi, 105’i müsabaka dışı olmak üzere toplam 467 doping kontrolü yapılmış ve bunlarda atletizmden 2 tane olmak üzere toplam 20 pozitif bulguya rastlanmış. Bunun dışında uluslararası müsabakalarda 602 müsabaka içi ve 132 müsabaka dışı numune alınmış.
    2012 yılının neden tam olarak bir şey ifade etmediğini, atletlerin doping kontrolünden kaçırıldığını vs. BBC Türkçe’deki yazıda anlatmıştım. 2013 yılı adam gibi numune alınabilen ilk yıl. Neredeyse tamamı ulusal müsabaka olmak üzere sadece 6 ayda alınan 648 numune de bunun teyidi.
    Son olarak amiyane tabirle Hacettepe Laboratuvarı, tam adıyla da Türkiye Doping Kontrol Merkezi’nden kısaca bahsedelim. 1989 yılında açılan laboratuvar, 2001 yılında IOC akreditasyonu, 2003 yılında da ISO 17025 akreditasyonu alıyor. 2004 yılında WADA talimatının yürürlüğe girmesinden itibaren de dünyadaki 2011 yılına kadar dünyadaki WADA onayına sahip 35 laboratuvardan biri.
    Kasım 2010’da yılında Fenerbahçeli basketbolcu Diana Taurasi’nin Hacettepe laboratuvarında test edilen numunesinde yasaklı maddeler listesinde bulunan “modafinil” bulundu, sonuçlar Ocak 2011’de açıklandı. Fenerbahçe sporcuyla sözleşmesini feshetti, Taurasi’nin spor kariyeri ciddi darbe aldı (sonra 2012 Londra Olimpiyatı’nda Potanın Perileri’yle kapışıp olimpiyat şampiyonu olan ABD takımında yer aldı).
    Şubat 2011’de ortaya çıktı ki, bir “yanlış pozitif” durumu söz konusu, yani olmayan dopingin olmuş gibi gösterilmesi. Bu durumun Taurasi dışında 3 sporcuda daha gerçekleştiğini, laboratuvar tarafından Taurasi ile bu 3 sporcunun testlerinin iptal, kendilerine de iade-İ itibar edildiğini ekleyelim.
    Yalnız bu hatanın laboratuvara faturası ağır oldu. Hacettepe laboratuvarı, 2011 yılında Çek Cumhuriyeti/Prag laboratuvarı ile beraber WADA onayını kaybeden 2 laboratuvardan biri oldu. 2010 yılında 3.666 numune test eden laboratuvar o zamandan beri kapalı. Akdeniz Oyunları’na yetişmedi, fakat eninde sonunda akreditasyonunu geri alacak, orası kesin. Halihazırda Türkiye’de alınan numuneler en yakın laboratuvar olan Atina laboratuvarına, ya da Almanya’daki Köln laboratuvarına gönderiliyorlar.

    – Doping 101 serisi bitti. –

    Click to comment

    Leave a Reply

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • To Top