Olimpik Türk

Yüzme Örneğinde Türk Basını ve Alternatif Sporlara İlgisizlik


22 Aralık Ek: Radikal Gazetesi’nden Dünya Şampiyonası’nı yerinden takip eden Onur Salman’ın yazının yayınlanmasından sonra gelen itirazlarını yazının sonunda okuyabilirsiniz.

Türk basınının spor konusundaki yetersizliğini örneklerle arada yazıyoruz. Konu ansiklopedilere konu olacak, akademik çalışmalar yaptıracak, ciltlerce yazı yazdıracak kadar mümbit (bkz. burada, burada, burada, burada).

Planımız bu yazıyı Türkiye Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası’nın yapıldığı bu hafta da bittikten sonra, haftaya Pazartesi/Salı gibi yazmaktı. Bugün girmeye karar verdik, nedenini anlayacaksınız.
Türkiye’de 12-16 Aralık arasında Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası düzenlendi. Bu şampiyonaya rekor katılım oldu. Ryan Lochte 6 altın, 1 gümüş, 1 bronz madalya aldı. 2 dünya, 14 Türkiye rekoru kırıldı.
Size bir soru: böylesine bir organizasyona basının ilgisi ne kadar oldu? Türkiye’nin bir futbol ülkesi olduğunu ve hele de “yüzme” gibi son derece “uçuk” bir sporun normalde bizim basında zerre kadar yer almadığını biliyoruz. Fakat söz konusu olan bir dünya şampiyonası. Buna ek olarak İstanbul 2020 Olimpiyat Oyunları’na aday bir şehir. Yüzme olimpiyatın en temel sporlarından biri.

Radikal, Hürriyet ve Zaman Örneğinde Yüzme Haberleri

Aşağıdaki grafik Türk basınının genel durumunu nispeten gerçekçi bir şekilde temsil edeceğine inandığım 3 gazete olan Radikal, Hürriyet ve Zaman’da, dünya şampiyonasının başlamasından 1 gün öncesinden, şampiyona bittikten 1 gün sonrasına kadar toplam spor haberleri içinde yüzme haberlerinin oranını gösteriyor.

Şampiyona başlamadan önce haliyle haberler düşük. Radikal gazetesinin 15 Aralık’ta zirve yapması 2 tane “Ryan Lochte madalyalarını çocuklara verdi” haberi sayesinde. Hürriyet gazetesi nispeten dengeli bir seyir izlemiş. Zaman ise şampiyonanın başında ve sonunda biraz bahsedip, arada birer haber ile geçiştirmiş.
Rakamları vermek gerekirse bu üç gazetenin 11-17 Aralık arasında internet sitelerinde yayınladıkları toplam 1123 spor haberinden sadece 93 tanesi yüzme ile ilgili haberler. Başka bir deyişle, Türkiye’de Dünya Yüzme Şampiyonası düzenlenirken basında yer alan 10 spor haberinden 1 tanesi dahi yüzme ile ilgili değil. Gazetelerin basılı versiyonlarında da bu oranın çok farkettiğini düşünmek saflık olur.
İşin komik yani, Radikal ve Zaman gazetesinde şampiyona sonrasında yayınlanan iki haber. Şampiyonanın bitiminden iki gün sonra yarışları Radikal gazetesi için takip eden Onur Salman “Etkisi Kısa Olmasın” başlığı altında çok güzel derleyip toparladı. Zaman gazetesi ise “Dünyanın En Önemli Yüzme Şampiyonası Derbinin Gölgesinde Bitti” diyerek Türkiye’de “önemli” olanın hangi spor olduğunun altını çizdi.
Şimdi zurnanın zırt dediği yere ve fazlaca moral bozduğu için yazıyı erkene almamıza vesile olan olguya geliyoruz. 19-23 Aralık tarihleri arasında Türkiye Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası düzenleniyor. Bugün şampiyonanın 4. günü. “Etkisi Kısa Olmasın” diyen Radikal gazetesi ve “Derbinin Gölgesi”n bahseden Zaman gazetesi bu 4 gün içinde Türkiye Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası hakkında tek bir haber bile yazmadı (Hurriyet de yazmadi tabii).

Basının İlgisizliği Sporcunun Önünü Kesiyor

Kendinizi 13-14 yaşında bu sporun gençlerinden birinin yerine koyun. Bir hafta önce Ryan Lochte’yi seyretmişsiniz, heyecanlısınız. Şimdi Türkiye şampiyonasında yarışıyorsunuz, derece yapıyorsunuz. Bir Allah’ın kulu gelip de bakmıyor. Siz orada yüzen gençlerin yerinde olsanız, kendinizi nasıl hissedersiniz? Sporunuza olan ilginiz, bağlılığınız nasıl olur? Bu sporu devam ettirmek ister misiniz?
Hadi çocukların yası küçük olanları fazla umursamazlar diyelim. Peki onları antrenmanlara taşıyan annesi, babası olsanız bu vurdumduymazlık, umursamazlık karşısında çocuğunuzun Türkiye’de yüzücü olmasını ister misiniz? Çocuğunuzu binbir fedakarlıkla 2020’ye yetiştirmeye çalışır mısınız?

Peki Basın Neden Bu Kadar İlgisiz?

Basının bu korkunç ilgisizliğinin nedeni ne peki? Yumurta tavuk hikayesi mi? Yani “kimse yüzme okumaz, hit/tirajımız düşer” çekincesi mi? Yoksa acaba basının baş köşesini tutmuş olanlar hiç yaz(dır)madıkları için mi okunmuyor?
Daha ötesi mi var? Belki de bizim gazetelerimizin sorumlu spor editörleri, kendi (futbol) kozalarında son derece mutlular. Çalışmaları gerekmiyor, eften püften yazılarla, önemliymiş gibi yaptıkları, fakat Türkiye’nin sportif gelişmesine zerre katkısı olmayan olaylara uyduruk kaydırık manşetler atmayı daha rahat buluyorlar. Sistem kurulmuş, televizyonuyla, internetiyle, basin patronunun ilişki içinde oldugu sponsoruyla kendini besliyor. Kimsenin poposunu kaldırıp Türkiye’de futbol dışında neler oluyor, yerinden takip etmek gibi bir niyeti yok. Anadolu Ajansı’nın yayınlarının ötesinde bir şeyler yayınlamak zor geliyor.
Olay maddi olamaz. Bir gazetecinin, boynuna bir fotoğraf makinesi asıp, Tozkoparan’da bir gün geçirmesinin, 3-5 tane çocukla konusup, “çok güzel yuzdun!” demesinin maliyeti ne kadar olabilir? 50 lira mı? 100 lira mı?
Belki de “gürültü” çıksın da istemiyorlar. Çünkü “yazılacak sıradışı” yazılar aslında bir nevi turnasol kağıdı olacaklar. Mehmet Ali Birand’ın Taraf’tan istifa eden Ahmet Altan’ın ardından yazdığı Ahmet Gitti, Çok Memnunum, Rahatladım! yazısı gibi yani.
En iyimser tahmin ise elbette Türk basınının içinde bulunduğu maddi yapı, yani basının aslında (sadece) basın olmaması. Büyük holdinglerin bir parçası olması ve bu nedenle “belirli dengeleri gözetmek” ile eski bir “gazeteci”mizin dediği gibi “dükkan açıp para kazanmak” arasında gidip gelmesi, dolayısıyla misyonunun aslında gazetecilik olmaması. Bu da gayet akla yatan ve bu yazıdaki bütün argümantasyon ve şikayetleri geçersiz kılan bir sebep. Bu elbette, köşe başlarında (spor) gazeteci(si)ymişcesine rol kesenlerin durumunu daha da kötüleştiriyor.

Bitirirken

Türkiye’de 2012 yılında 150’nin üzerinde futbol harici amatör sportif etkinlik yapıldı. Bunların kaç tanesini okudunuz gazetelerde? Kaç tanesinden haberiniz oldu? Kaç tanesinde yarışan çocukların ismini biliyorsunuz, resimlerini gördünüz? Kaç anne babanın sizce, sabahın köründe, okullardan arta kalan zamanlarda “garip” spor dallarında antrenmanlara taşıdıkları çocuklarının ismini bir haberde gördükleri için içleri titredi, gözleri doldu, koltukları gururla kabardı?

Radikal Gazetesi’nin İtirazı

Yazıyı yazdıktan sonra Radikal gazetesinde dünya yüzme şampiyonasını takip edip yazmış olan Onur Salman’dan bir mesaj geldi. Kişisel selam/sabah kısımları hariç bölümünü aşağıda, bizim yorumumuzu da onun altında okuyabilirsiniz.
——————————————————-
[…] ‘Etkisi kisa olmasın’ diye bir yazı yazdınız ama Türkiye Şampiyonası’nı hiç görmediniz’ mealindeki tweet’inizi gordum ve haklı oldugunuzu dusundum. Hala da aynı fikirdeyim. Lakin az önce mudurum tarafından bana gösterilen yazınızın neden Radikal Spor Servisi ile eş tutulamayacağını sayfa sayıları günler ve resimleri ile anlatayım.

Spor basının ne halde oldugunu anlatmak bana dusmez. Ben bu yapının bir parcasıyım. Öncelikle bunu veri olarak kenara koyalım. Lakin genel kalıbın içine yaptıklarımı(zı) sıkıştırmaya çalışırsanız hata edersiniz. Ki etmişsiniz de.
Yazınızdan alıntılıyorum. Ne noktasına ne de virgülüne dokunuyorum:

‘Rakamları vermek gerekirse bu üç gazetenin 11-17 Aralık arasında internet sitelerinde yayınladıkları toplam 1123 spor haberinden sadece 93 tanesi yüzme ile ilgili haberler. Başka bir deyişle, Türkiye’de Dünya Yüzme Şampiyonası düzenlenirken basında yer alan 10 spor haberinden 1 tanesi dahi yüzme ile ilgili değil. Gazetelerin basılı versiyonlarında da bu oranın çok farkettiğini düşünmek saflık olur.’

Eğer haberlere sayılarıyla bakarsanız hataların en büyüğüne düşmüş olursunuz. Zira haberin etkisi görüldüğü yer ile alakalıdır. Bir gün içerisinde (Örneğin dün) Radikal gazetesi spor sayfalarında 12 habere yer vermiştir. Lakin sayfaların futbol ağırlıklı olduğunu söylemek mümkündür çünkü var olan dört sayfanın iki manşeti vardır ve bu manşetler futbolla alakalıdır.

Gelelim Dünya Şampiyonası zamanında Radikal’in ne yaptığına. Ekleri başlıklarından da görebilirsiniz. 12-18 aralık tarihleri arasında radikalin sayfa sayılarını ve mansetlerine bakacaksınız. Ve eğer bir basın analizene kalkışacaksa haberlerin rakamsal değeri her zaman sıkıntı yaratır. Hatta doğruyu vermez. Eklerde de göreceginiz gibi, Radikal spor servisi, ilk gün en görünen yerlerden biri olan arka kapağından yaptığı anonsla şampiyonaya girmiş (5 sayfası varmış), sonraki gün kısıtlı sayfa sayısında haberini iç sayfaya çekmek durumunda kalmış (5 sayfası varmış) , 14 Aralıkta ana iki sayfasını yüzmeye ayırmış (dört sayfası varmış), 15 aralıkta aynı prensibini sürdürmüş (beş sayfası varmış), 16 aralıkta yani derbi günü kabul edersiniz ki tek sayfaya inmiş (yedi sayfası varmış) ve sonraki iki günde de biri gazetenin ikinci sayfası olmak üzere birer sayfasını yüzme dünya şampiyonasına ayırmıştır.

Bu şartlar altında eğer gazete sayfa sayısı, görünürlük ve mansete cıkmayı değerlendirmeden, iki sayfa ayrılmış olan haberi kisa bir haberle bir turarsanız (Tutmasanız bile bununla ilgili yazınızda bir not kullanmazsanız) işte o zaman bilgiyi çarpıtmış olursunuz ve analizinin doğru bilgiyi sunmaz. Her gün saat 11-yarışlar kaçta biterse çalışan biri olarak dünya şampiyonası boyunca diğer gazeteler ne yaptı bilemem. Ama kendim ve servisim adına maruzatımı net olarak anlattığımı düşünüyorum.
——————————————————-
Baştan belirtelim, Radikal gazetesini, tiraj temsilcisi Hürriyet ve Zaman’ın yanına almamızın nedeni tahmin edileceği üzere daha ziyade alternatif karakteriydi (Taraf’i da ekleyecektik, bilhassa Halil Berktay’ın güzel yüzme analizleri ile, fakat o esnada patlayan Altan/Çongar bombası nedeniyle vazgeçtik).
Onur Salman itirazında elbette haklı. Biz yazıyı yazarken haber başlıklarını saymak yerine haber metinlerindeki kelime sayısını saymayı da düşündük. Bu da haliyle gazetedeki mizanpajı yansıtmayacak, ancak haber başlıklarından daha gerçekçi bir bilgi olacaktı. Fakat vakit darlığı nedeniyle en kısa yolda karar kıldık. Dolayısıyla yiğidi öldür, hakkını yeme kabilinden Radikal’in Dünya Şampiyonası’nın hakkını hakikaten verdiğini buradan teslim edelim.
Fakat bütün bunlar, yarın son günü düzenlenecek olan Türkiye Şampiyonası’nı görmezden gelmeyi, Dünya Şampiyonası bittikten sonra yüzmeyi unutmayı açıklamıyor.
Radikal gazetesinin aynı çizgiyi bütün alternatif spor dallarında sürekli olarak devam ettirmesi dileğiyle…

2 Comments

2 Comments

  1. düşünce

    22 Aralık 2012 at 23:32

    Ben de hep bu tarz bu yazyı/araştırmayı çok sevdiğim Formula 1 için yapmak istemişimdir. Öncelikle bu araştırmayı nasıl yaptığınızı sormak istiyorum, hayli yorucu olmalı. Diğer yandan gazeteler de güzel seçilmiş. Türk basınının 'amatör branşlara' ne kadar yer ayırdığı konusunda elimizde somut bir şey olması da ayrı güzel. Spor basınımız tamamaen futbol odaklı, hatta üç büyükler odaklı. Bu tarz eleştirileri Anadolu klüplerinden de zaman zaman duyuyoruz mesela. Yine de en basitinden spor basınını üç büyüklerin temsilcilerinden birileri yönetiyor, tv'lerin veya gazetelerin spor müdürleri de onlar oluyor. Hatta emekli bir futbolcu olmak demek direkt olarak spor basınına girişin bir garantisi oluyor. Bugün basketbol dahil birçok spora ayrılmayan zaman bu emekli futbolculara ayrılabiliyor. Hem Türkiye'nin hem de basının işi gücü futbol olduğundan diğer sporların haberleri de miş gibi yapılıyor. Radikal'den cevap gelmiş, haklı olabilirler, zaten Radikal ve Taraf diğer sporların haberleri konusunda diğer gazetelerden farklılar. Son olarak 'Gazetelere baktım, Türk Basını da diğer sporlara hiç yer vermiyor canıım' tarzında bir yazı yerine böyle güzelce hazırlanmış bir yazıyı yazmak da önemli bir iş..

  2. Cüneyt Kazokoğlu

    23 Aralık 2012 at 20:58

    Merhaba,

    Yorumunuz icin tesekkurler.

    Nasil yapildigi konusuna gelince, grit, spit and a whole lotta duct tape 🙂

    Gazetelerin arsivleri bugun cok kapsamli aramalara imkan veriyorlar. Arsivde tarih belirleyip excel yardimi ile hizlica saydirmak mumkun.

    Kolay gelsin.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top