Olimpik Türk

Sporda “Kafa ve Ruh Hali” Konusu – Britta Steffen

Profesyonel spor söz konusu olduğunda sporcunun sadece fiziksel kondisyonu değil, ruh hali ve zihinsel rahatlığı da çok önemli bir faktör. Fiziksel kapasite sporcuyu bir yere kadar taşıyor fakat dunyanin zirvesine kalan son %2-3’lük kısmında mental etkenler rol oynuyorlar.
Aşağıda okuyacağınız röportaj Alman yüzücü Britta Steffen ile, Steffen’in 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları’nda 50m ve 100m serbestte altın madalya almasından ve 2009 Roma’da gene aynı dallarda dünya rekorları kırmasından sonra Eylül 2009’da ‘der Spiegel’ dergisinde yapılmış.
Steffen 2004 yılından itibaren röportaja da eşlik eden psikolog Friederike Janofske ile çalışıyor. Janofske aynı zamanda davranış terapisti ve hipnoterapist.
Britta Steffen duygusallık, ruhi ahenk ve huzurlu bir iç yapının çok büyük rol oynadığı bir sporcu. Her sporcuda zihinsel ve ruhi destek ihtiyacı bu seviyede olmak zorunda değil. Fakat Steffen örneği sporcunun başarısını etkileyen fiziksel melekelerinin ötesindeki faktörleri ortaya koyması açısından çok etkileyici.
Steffen 2012 yılında FINA/Arena dünya yüzme kupasının her ayağında kendi dalında birinci oldu, Macaristan’daki Avrupa Şampiyonası’nda 3 altın 1 gümüş aldı. Londra Oyunları çok başarılı geçmedi, en iyi derecesi 50m serbestte 4.’lük oldu. İstanbul’da geçtiğimiz akşam 100m serbestte dünya şampiyonu oldu.
Hem sporcuların, hem spor meraklılarının okuması dileğiyle…

Spiegel: Bayan Steffen, 5 yıldır bir zihin terapisti ile çalışıyorsunuz. Arada Olimpiyat, Dünya ve Avrupa şampiyonu oldunuz ve bir çok dünya rekoru kırdınız. Bu başarılarda Friederike Janofske’nin payı ne kadar?
Britta Steffen Çok fazla. Beraber çalışmaya başlamadan önce kendimi yüzme üzerinden tanımlıyordum, bu beni engelliyordu. Janofske bana kendimi performansımdan bağımsız bir şekilde çok beğenmemi öğretti. Bugün iyi bir sporcu olmasam da takdir göreceğimi biliyorum. Bu sayede ruhi bir zenginlik kazandım. İnsan olmayı öğrendim.
Spiegel: Bayan Janofske olmadan da Olimpiyat şampiyonu olur muydunuz?
BS: Hayır. Sidney 2000’de ve Atina 2004’te takımdaki hava sıkıntılı ve depresifti. Gruplaşmalar vardı, ben ortada, güvenecek biri olmadan kalmıştım. Pekin’de düşündüm ki “tanrım, üçüncü Olimpiyat Oyunları ve şimdi cidden patlama yapmak zorunda olduğun bir yaştasın. Ya bu atılımı gerçekleştirirsin, ya da sürekli çıtkırıldım kalırsın”. Bu nedenle Bayan Janofske’yi yanımda istedim, çünkü onun yanında kendimi emniyette hissediyorum. O benim dert ortağım, hakkında “benimle başeder” diye düşündüğm biri. Bu durum hızlı yüzmek için ana temel: kendimi iyi hissetmeliyim.
Spiegel: Bayan Janofske, siz ne düşünüyorsunuz: sizin bu sonuçlardaki payınız ne?
Friederike Janofske: Ben öyle düşünmüyorum. Britta sonuçta yarışları hep yalnız yüzdü. Pekin’de 50m finalinde onunla konuşmak için taksici yanlış yerde indirdiği için geç kaldım. Ama depar taşına çıkışını ve vücudundaki enerjiyi gördüm ve çok etkilendim. Tamamen özgürdü. Özgür bir yüzücü.

Spiegel: Böyle bir finalde kafanızdan neler geçiyor, Bayan Steffen?
BS: Kendimle konuşmuyorum, gönül gözümle hiçbir şey görmüyorum, sadece nefesimi duyuyor ve suyu hissediyorum. İlk kulvarda rakiplerimden kendimi soyutlamak için gözlerimi kapalı tutuyorum. Daima ilk dönüşten sonra bakıyorum, çünkü ikinci 50m’de hiç kimsenin benden daha hızlı olmadığını biliyorum. Eğer yarış iyi geçerse, sonrasında ne olduğunu pek hatırlamıyorum, sadece güzel olduğunu biliyorum. Kendimi bir su yaratığı gibi hissediyorum, su benim doğal yaşam alanım oluyor. Çok güçlü bir “benim, benim, benim” hissi.
Spiegel: Bayan Janofske, bu cevap sırasında tasdik edercesine kafanızı salladınız. Britta her şeyi doğru mu yapıyor?
FS: Vücut ve zihnin beraber çalıştıkları yüksek bir performans sırasında dilden sorumlu olan beynin sol yarısının çalışmaya başlamaması ve performansı engellememesi çok mühim. En kötü durumda kendinize “yapamayacağım” dersiniz. Vücudunuz çok fazla stres hormonu salgılar, dışa dönüksünüzdür, başkalarına, rakibinize, duruma odaklanırsınız. Bu durumda bilinciniz parçalanabilir, yanınızda biri biter ve der ki: “sonuncu olacaksın”.
Spiegel: Peki bu düşünce kapatılabilirse?
FS: Eğer beynin iki yarısı da dengedeyse bir yüzücü sadece yüzmeye odaklanabilir, örneğin bir sopranonun sadece şarkı söylemesi ya da bir aktörün rolünü içinden, hissederek oynaması gibi. İnsan bir enerji patlaması, bir kendinden geçiş hisseder.
Spiegel: Bayan Steffen size ilk geldiğinde ne durumdaydı?
FS: Çok derin korkulardan muzdaripdi. Korku çok güçlü bir histir ve olumlu hatıraları silebilir. Bu korkular, başarılı bir yüzücü olma yolundaki ana engellerdi.
BS: 2004 Atina Olimpiyat Oyunları’ndan sonra yüzmeyi bıraktım. Artık istemiyordum. İnsanlar beni “antrenmanlarda iyi ama iş ciddiye binince beceremiyor” diye biliyorlardı. Sadece performansımla değerlendirilmekten, başarısız olmaktan korkuyordum. Eğer iyi yüzemezsem, değerim yok diye düşünüyordum. Hemen yarıştan önce kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi oluyordu. O kadar şiddetli çarpıyordu ki nefes alabilecek miyim diye düşündüm.
FS: Panik atak…
BS: Depar taşına çıktığımda kafamdan binlerce düşünce geçiyordu: kötü yüzersem herkes ne der? Gene bana acırmışçasına bakarlar mı? Gene merhamet dolu bir şekilde omzuma mı vururlar? Bunların hepsi çok büyük yüktü benim için.
FS: Ayrıca Britta’nın bir de su travması vardı.
Spiegel: Dünyanın en hızlı yüzücüsü sudan mı korkuyordu? Bu problemi nasıl aştınız?
FS: Ben aynı zamanda hipnoterapistim. Britta’yı kendi içine bakabileceği hafif bir trans haline soktum. Britta artık düğmeye basılmışçasına bu hale kendi geçebiliyor. Karşılıklı oturuyoruz, Britta’nın gözleri kapalı, nabzı yavaşlıyor, kan basıncı düşüyor, kasları gevşiyor, beyin frekansı 4-7 hertz civarına iniyor. Bu Britta’nın çevresini ve kendisini fark edebilmesi, ama aynı zamanda bilinç altını da fark edebilmesi demek. Uyarıcı maddelerden sakinleştirici maddelere geçiş gerçekleşiyor. Kanımızda çok farklı hormonlar var, mutluluk yaratıyorlar. Sanki bir terasta oturuyorsunuz da yavaşça uykuya dalıyorsunuz gibi. Vücut böyle bir sakin haldeyken travmaları tedavi ediyorum.
Spiegel: Su travmasının nereden kaynaklandığını biliyor musunuz?
BS: Yedi ya da sekiz yaşımdaydım, yüzme kulübünde haftanın sonunda bir antrenmanı küçük havuzda oynayarak geçirirdik. Suyun üzerinde bir su yatağı bulunurdu, üstünde tepinirdik. Bir defasında şu yatağının altında buldum kendimi, çıkmak istedim ama kafamla su yatağına vurdum, çok su yuttum ve “şimdi ölüyorum” diye düşündüm. Bir şekilde gene su üstüne çıktım, şok olmuştum.
Spiegel: Bu travma sonra nasıl gösterdi kendini peki?
BS: 2004 Atina’dan kısa bir süre sonra yüzmeyi bırakma kararımı güçlendiren böyle bir olay oldu. 800m serbest yüzüyordum, su yuttum ve birden kafamda gene o düşünce canlandı: Boğuluyorsun! Havuz kenarına tutundum, döndüm, sonra devam ettim. Antrenörüm kızdı: “eğer artık istemiyorsan…” bense sadece “ruh hastasıyım” diye düşündüm. Bununla nasıl başedeceğimi öğrenene kadar bir kere daha oldu bu.
Spiegel: Nasıl başetmeyi öğrendiniz peki?
FS: Britta çocukları çok seviyor ve zayıf olanlara yönelik çok büyük empatisi var. Eğer bir insanın sosyal ve duygusal yani çok güçlü, çok derin ise metodolojik olarak bu hisleri insanın kendisi ile irtibata geçirecek şekilde sabitlemek mümkün. Su travması insanın kendini bu şekilde kabul etmesi yolunda güzel bir bahaneydi.
Spiegel: Nasıl oluyor bu?
FS: Britta’nın genç bir kadın halinde havuzdaki gene kendisi olan küçük kıza gittiğini ve bildiğini tasavvur ettik: oynamak istiyorsun, taşkınlık yapıyorsun, su yatağından düşeceksin, su altında yönünü şaşıracaksın, ama sonunda çıkmayı başaracaksın. Britta’nın bu küçük kızla arkadaş olduğunu düşündük, beraber vakit geçirdiklerini. Britta’ya “küçük kızın dikkatli olması için ona ne demek istersin? Oynamaya gitmeden ne öğrenebilir?” diye sordum.
BS: Bu konuyu ele almak gerçekten zordu ve çok fazla kendine güvenle alakalıydı. Aynı zamanda bir nefes antrenörüne gittim, bana şarkı söyleme ve başka çalışmalarla nefesime odaklanmayı öğretti. Şimdi suya atladığım zaman nefesim tamamen planlanmış durumda. Biliyorum ki, atlayacağım, bacaklarımı üç defa vuracağım, sonra beş kulaç atacağım, sonra sağdan nefes alacağım… ve işte güvendeyim. Sonrasında sonuna kadar yüzüyorum, sağdan dört kulaçta bir nefes, bu sorun olmuyor, otomatik bir halde…
FS: Nefes alamama hissi yabancılaştı, sinir sistemindeki izleri kaboluyorlar.
Spiegel: Başarısız olma korkularını nasıl aştınız?
FS: Düşünce alışkanlıklarını değiştirmek ve başarısızlıkları ele almak önemliydi. Uzun bir süreçti, kinesioloji gibi değişik yöntemler kullandım. Britta “Avrupa şampiyonu olmak istiyorum” dedi. Bu ifadeyi kolunu tutup ittirerek test ettik, kolu karşı koyamadı. Sonrasındaki konuşmamızda bu hedefe, başarıya yönelik itirazları olduğu ortaya çıktı. Britta başkaları kaybettiği için kazanmak istemediğini idrak etti.
Spiegel: Sebep bu muydu?
BS: 12 yaşında evden ayrıldım, Schwedt’ten Potsdam’da bir spor okuluna/yurduna geldim. Benim yılımda en hızlıydım. Bir yarıştan sonra yurda döndüğümüzde diğer çocuklar beni itip kakıyorlardı, başarılı olmamı kabullenemiyorlardı. Birden dışlandım. Ama gruba dahil olmak istiyordum, ben uyum, ahenk arayan bir insanım. Fark ettim ki başkaları da seninle sevinirse başarının tadını daha fazla çıkarıyorsun. Yoksa bir değeri yok. Ben kötü yüzdüğüm zaman en azından diğerleri kendi derecelerine seviniyorlardı, ben de daha rahat katlanıyordum bu duruma.
Spiegel: Galipler sevilmiyorlar mı? Hayranlık duyulmuyor mu?
BS: Başarılı olduğum zaman elbette herkes bana “şahane, süper” diyordu. Ama cidden böyle mi düşünüyorlardı? Belki de aslında “off, gene bu kazandı, nefret ediyorum” diye geçiyordu akıllarından. Bunu Franziska van Almsick ile de öğrendim. Antrenman kampındaydık, soyunma odası sürekli şu haldeydi: “of, kalçaları amma büyümüş, çok kilo almış, şu tavırlarına bak bir de!” Hakkında sırf kötü konuşuluyordu. Sonra Franziska içeri girince herkes birden “bugün hızlıydın değil mi? Çok güzel görünüyordu, olağanüstüydü!” Düşündüm ki eğer durum buysa başarıya değer mi?
Spiegel: Bayan Janofske, Britta Steffen’i bu düşünce tarzından uzaklaştırmayı nasıl başardınız?
FS: Ana soru “şu anda kimim?” “ben bir yüzücüyüm ama aynı zamanda bundan daha fazlasıyım. Sosyal ağım içinde, doğayla olan bağlantımda…” Kendini takdir etmek başarı stresinden kurtulmak ve yüksek performans gösterebilmek için ana koşul. Bu raddede bir özgürlüğe ulaşmak çok etkileyici bir şey. Britta’daki performans patlaması “ben buyum” idrakiyle alakalı.
BS: Öncesinde su tehlikeliydi, şimdi dostum.

Spiegel: Peki yüzme antrenmanlarınız değişti mi, Bayan Steffen?
BS: Elbette. Uzunca süre uzun süreli ve yorucu antrenmanlar yaptım. Dinlenme sürecine geçemiyordum, neredeyse depresif bir haldeydim. Özellikle kışları kendini böyle hissediyorsun. Karanlıkta suya atlıyorsun, karanlıkta tekrar çıkıyorsun. Zor bir şey, bir şekilde halletmen gerekiyor.
FS: Bu “bir şekilde halletmen gerekiyor”u silmiştik değil mi?
BS: Antrenmanı benim ihtiyaçlarıma göre ayarladık. Örneğin 90 dakika sonra bırakıyorum, mutlaka yarım saat mola gerekiyor. Aslında iki kilometre daha yüzebilirim ama dinlenme için gerekli olan süremden çalmış olur. Kendimi planlarla şartlamıyorum.
FS: Ayrıca vücudunun ihtiyaçlarına cevap vermek için tabii ritmini tekrar rayına oturttuk.
Spiegel: Bu ne demek?
BS: Sabahları altıda kalkıyorum ve akşamları dokuz buçukta yatıyorum ve her gün birden bir buçuğa kadar öğle molası veriyorum. Sabahları yorucu bir antrenman yaptıysam ve öğleden sonra gene hızlı yüzmem gerekiyorsa bunun 20 dakikasını uyuklar halde geçiriyorum, vücudum toparlansın diye. İçimden gelen ve “molalar kötüdür, aktif olmalısın ve bir şekilde halletmelisin” diyen sesi susturdum. Vücuduma iyi davranıyorum, homöopati kullanıyorum, “doğal” takıntısı başladı. Birden hayatım ahenk içine girdi.
Spiegel: Zihnen bir yarışa nasıl hazırlanıyorsunuz?
BS: Pekin’de 100m finalinden önce bir budist tapınağına gittim, kafam dağıldı, biraz ruhani bir şekilde eşlik de etti bana. Roma’daki dünya şampiyonasında çok güzel bir kilisedeydim ve bir mum yaktım. Bunlar bir şekilde destek olsun diye önce yaptığım şeyler, bir şeye inanabilmek için, çünkü inanmak iyi geliyor. Yarıştan önce başka bir şey yapmıyorum. Bütün işler yapılmış oluyor, bu artık benim dansedeceğim balom, yılın son balosu. Yarışa yürürken adetlerim var.
Spiegel: Nasıl adetler bunlar?
BS: Yüzüğümü çeviriyorum, hafifçe el çırpıyorum.
Spiegel: El mi çırpıyorsunuz?
BS: Roma’da çıkıştan biraz önce mayomun sırtında bir dikişin attığını farkettim. Üstüne bir şey yapıştırmam yasaktı. Depar için eğilince sırtımın tamamen sökülmesinden korkuyordum. O esnada ellerimi birbirine vurdum ve dedim ki: “depar taşında çıplak da kalsam kendimi seviyor ve öyle kabul ediyorum”. Bu cümleyi her zaman olduğu üzere üç defa söyledim ve birden “pof!”, bütün tedirginliğim gitti. Bu kadar basit bir hareketin böyle etkili olmasına hayret ediyorum.
Spiegel: Bayan Janofske, nasıl işliyor bu?
FS: Daha önce böyle bir durumla yoğun olarak uğraştık. Bizim için önemli nokta Britta’nın gülmeyi sevmesi ve komik anları çok iyi kaldırabilmesiydi. Bu özellikleri belirli yöntemlerle stres ve korku tepkileri ile kaynaştırıp olumsuz korku dürtülerini bastırmak mümkün. Bu nedenle Britta’nın bahsettiği el çırpma çalışması hızlı etki gösterebiliyor.
Spiegel: Marathon’un fethinden sonra 42km koşup zafer haberini Atina’ya ulaştırdıktan sonra ölen Yunanlı asker efsanesi var. İradesi hayatına malolmuş. Böyle bir şey olabilir mi?
FS: Evet. Vücudun çok fazla stres hormonu salgılaması felaket sonuçlar doğurabilir. Dopamin uyarıcı bir hormon, çok fazla salgılarsak vücut fiziksel olarak mümkün olmayan şeyler gerçekleştirebilir. Fakat bu kalp-damar sisteminin dengesini bozar ve çökertebilir.
Spiegel: Peki bu olgudan faydalanmak mümkün mü?
FS: İnsan beklenmedik bir şey olduğunda kullanmak için olağanüstü kaynaklara sahip. Ve bu kaynakları harekete geçirmek mümkün.
Spiegel: Bunu bir sporcu nasıl yapıyor?
FS: Britta ile oyunmuşçasına 100m yarışı için hangi kaynaklar gerektiğini sorduk kendimize. Hangi beceriler gerekli? Bunların haz/zevk alma ve kuvvet olduğunu bulduk. Ve bir olimpiyatta olmanın gururu. Bunları bulduktan sonra sadece enerjiyi harekete geçirecek bir tetiğe ihtiyacımız vardı. Düşünün, ufukta bir köpekbalığı beliriyor ve hızlıca kıyıya yüzmek istiyorum.
Spiegel: Nasıl çalışıyor bu?
FS: Çalıştığımız her şey vücudun hafızasında yer etmiş vaziyette. İnsan bu vücut hafızasındaki hatıralara erişebilir ve kendini o hatırladığı geçmiş andakinin aynı şeklinde hissedebilir. Ve bu durumda, kuvvetiyle de beraber, çıkışa gidebilir.
Spiegel: Yani Steffen’in geçmişinde…
FS: …kendini güçlü hissettiği, kendine güven duyduğu ve çok mutlu olduğu anları aradık. İşin güzel yanı bu anların sporla alakası olması şart değil.
Spiegel: Bunların neler olduğunu bize söyler misiniz Bayan Steffen?
BS: Mutlak mutlulukla örneğin babamı ilintilendiriyorum. Baba, küçük bir kız için tabii güçlü ve bir kahraman. Babam akşama kadar çalıştığı için beni anaokulundan nadiren alabilirdi. Ama vakti olup da geldiğinde hıpızlı ona koşardım, beni kaldırıp ve havaya atardı. Saf, katıksız mutluluk…
Spiegel: Bayan Janofske, Britta Steffen için yapacak bir şeyim kalmadı artık dediğiniz bir nokta var mı?
FS: Benim için en önemli amaç bağımsızlık ve otonomi. Britta Roma’da dünya şampiyonasında bensizdi ve bu bilinçli yapılmış bir tercihti: bensiz dünya şampiyonu olmak.
BS: Birkaç şey daha var yapılacak. 2012’de olimpiyat oyunları var, 30’uma yaklaşıyor olacağım ve ondan sonra yüzmeyi bırakmak istiyorum. Şu anda kariyerimin zirvesinde olduğumu ve bundan sonra inişe geçeceğimi biliyorum. Bu da benim için yeni bir çalışma demek: bu durumla nasıl başedeceğim, nasıl devam edecek her şey? Ama buna hazırım.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top