Olimpik Türk

Kapanış Seremonisi – Cool Britannia

Hatirlar misiniz, 2000’li yillarin ortalarinda bati medyasinda Istanbul’un ne kadar “cool” bir sehir oldugundan dem vuruluyordu. Newsweek, 2005’te “Cool Istanbul” kapagi ile gizliden gizliye batiya yaranmak icin can atan, ama bir turlu de oraya ait olamayisimiz nedeniyle buruk kalplerimize serin bir su olmustu.

Istanbul bati nezdinde, hele de bugunku siyasi konjonkturde, hala “cool” bir sehir mi bilmiyorum. 2005’ten beri cok sular akti koprulerin altindan.

Kim Gavin’in organize ettigi kapanis kutlamalari -dogruya dogru-, Danny Boyle’un acilis seremonisine gore daha sonuk kaldilar. Ama bu biraz da esyanin tabiati nedeniyle. Acilistaki heyecan tabii kapanista olmuyor. Madalyalari alan aldi, sevincler, hayal kirikliklari, heyecanlar, hepsi geride kaldilar…

Fakat kapanis kutlamalari aslinda Londra merkezli Britanya’nin kendi “coolness”ini kutlama senligi oldular ve (bence) “coolness” diye bir tabir kullanmak istiyorsak, bunun iki ana unsurunun ne oldugunu gosterdiler:

1) Kendiyle dalga gecebilecek seviyede bir ozguven ve rahatlik
2) Koklu bir gelenegin uzerine, o gelenegi yok etmeden insa edilen ve surekli bir halde gunumuzu bicimlendiren dinamik bir sosyo-kulturel kimlik

Birinci noktada ne demek istedigim ve bu hasletin (genel konusmak gerekirse) bizde kesinlikle olmadigi asikar saniyorum.

Ikinci noktada ise, koklu gelenek acisindan kesinlikle sorunumuz yok. Sorun o gelenegin ustune insa edilen kimlikte. Kendime kapanis seremonisi boyunca sordugum su oldu: “biz kapanis seremonisi duzenlesek, dunyanin oykundugu kimi cikaririz?” ya da baska bir deyisle “Edirne otesinde, dunyanin kulturel hayatina son 50 yildir katkimiz ne?”

Lafi fazla uzatip ic bayici ukalaliklara, hele de oryantalist, aslina yabanci Turk aydini pozisyonlarina girmek hic istemiyorum. Fakat tekrar tekrar oturup kendinize sorun: Son 50 yilda, dunyaca unlu kac sanatci cikti bu topraklardan, boyle bir kapanis seremonisi yapsak, son 50 yilda dunyanin kulturel hayatina damga vurmus, kac kisiyi gosteririz?

Bu “son 50 yil” vurgusu kuresellesen dunyada cok onemli bir vurgu. Eger sizin zihninizin kulturel ufku, devlet televizyonunuzun da icler acisi bir sekilde gosterdigi gibi Imagine sarkisinin “…and no religion too” dizelerinde duvara tosluyorsa, sizden dunyaya bilim, sanat, kultur acisindan beseriyati sekillendirici bir katki beklemek beyhude.

Bilhassa son 10 yilda iliklerimize islemeye baslayan bu siglik ve vasatligi, Londra 2012’de ana stadyumda madalya torenlerinde (belki politik mesaj verme gudusuyle de olsa) yon gosterici kizlardan birinin basinin kapali olmasi fotografi ile yanyana koyunca aradaki devasa ucurum daha da belirginlesiyor.

Neyse, gecenin programi:

Rush Hour
God Save the Queen
Street Party
Waterloo Sunset
Parade of Athletes
Here Comes the Sun
A Symphony of British Music
The Road to Rio
Closing the Games
Finals

seklindeydi. Uc asagi bes yukari, kendini anlatiyor. Butun seremoni Britanya’nin dunyanin populer kulturune son 50 yilda yaptigi etkiyi gosteren bir program oldu. Hepsini sevdigimden degil, Beatles/John Lennon, top modeller, Queen, Monty Python, Anny Lennox, Muse, George Michael, Take That, Spice Girls, Brezilya’ya dogru uzanarak samba ve muhtesem Marisa Monte, son olarak the Who…

Kendilerine tesekkur edilen ve bu oyunlarin bu kadar guzel gecmesinde belki de kimsenin olmadigi kadar payi bulunan, her yastan, her siniftan gonulluler…

Uzun lafin kisasi, Britanya kendini kutladi Pazar aksami, biz de hayran hayran seyrettik.

Ha, hepimiz seyretmedik. Cunku stada gelen resmi Turk heyeti, 9 gibi etraflarindaki herkesin ayaga kalkip dansetmeye baslamasindan sıkılmıs olmali ki, cikip gitti… Herhalde “yureklerinde yanan olimpiyat askiyla nasil Londra’dan daha iyisini yapacagimizi” dusunmeye gittiler.

Gecenin sonuna dogru goklerden bir zumrud-u anka kusu suzuldu, olimpiyat atesi yavas yavas sondu. 4 yil sonra Brezilya’da, kullerinden tekrar dogmak uzere.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top