Geçtiğimiz hafta UCI olimpiyatlara katılacak ülkelerin ve sporcuların listesini yayınlandığında Türkiye’nin dağ bisikletinde hem erkekler, hem de bayanlar kategorisinde olimpiyatlara katılamaması, dağ bisikletini yakından takip eden çoğu sporsever için sürpriz olmadı. 34 yıllık uzun bir aradan sonra 2008’de bisiklet branşında tek sporcu ile katılıp dünyada ilk 32 ülke arasına giren Türkiye, 2012 yılında yol bisikleti branşında 3 sporcu göndermesine rağmen dağ bisikletinde 2008 başarısını tekrarlayamadı.

2008 yılının mart ayında Manavgat Maratonu’nu takip etmek için ekipçe Alanya’daydık ve Federasyon Başkanı Emin Müftüoğlu ile görüşme imkanımız olmuştu. Yaptığımız sohbet içersinde 2008 sonunda yapılacak seçimlerde tekrar aday olacağının sinyalini veren Emin Müftüoğlu, seçilirse yeni hedefinin 2012 Londra Olimpiyatları’na bu defa iki dağ bisikletçisinin yanısıra üç de yol bisikletçisinin gönderilmesini sağlamak olacağını belirtmişti. (bakınız)

Bilal Akgül ve TBF Başkanı Emin Müftüoğlu

Bilal Akgül ve TBF Başkanı Emin Müftüoğlu

Türkiye’de yeni yeni gelişen dağ bisikleti sporunun bu hızlı yükselişinin ardından geldiği nokta çoğu sporsever için mutluluk verici olsa da dünya ile kıyaslandığında hala yetersiz denilebilir. 10 yıl gibi kısa bir sürede dağ bisikletinin geldiği noktada, 2008 olimpiyatlarına katılma başarısının nedenleri kadar 2012 olimpiyatlarına katılma hedefinin tutmaması ve bu hedefin spor açısından ne kadar geliştirici olduğu da bir tartışma konusu.

2008’de Nasıl Olimpiyatlara Gittik?

Dağ bisikleti henüz yeni yeni yükselişe geçmişken, kısa süre içerisinde 2008 yılında olimpiyatlara katılma başarısı dağ bisikleti sporunda önemli yer tutmakta. 10 yıldan az bir süredir dağ bisikleti ile haşır neşir olan Türk sporcuları arasında Bilal Akgül hızlı bir şekilde yükselerek Türkiye’yi Pekin’de temsil etme başarısını göstermişti.

Bilal Akgül 2008 olimpiyat

Bilal Akgül 2008 olimpiyat

Dağ bisikleti seçmelerinde 2007-2008 sezonunda federasyonun izlediği politikanın yanısıra altyapı uygulamalarına ve sporculara da göz atmakta fayda var. 2008 öncesi Bisiklet Federasyonu’nun ana hedefi dağ bisikletinde olimpiyatlara sporcu göndermek olmuştu. İzlenen politikalardan birincisi Türkiye’de düzenlenen UCI kategorisindeki yarış sayısını artırarak sporcuların daha fazla puan kazanmasını sağlamak ve olimpiyat yolunda hedefe ulaşmaktı.

Türkiye’de yapılan yarışlarda yüksek dereceyi getiren bir başka faktör de uluslararası düzeyde yarışçıların Türkiye’deki yarışları pek fazla tercih etmemesiydi. Yeni yeni gelişen yarışların kalitesi yabancı sporcular tarafından fazla bilinmediği için yarışlara katılım genellikle az oluyordu. Bu da Türk sporcuların istediği puanları alması anlamına geliyordu.

Yerli sporcular düzeyine bakacak olursak Bilal Akgül’ün yanısıra olimpiyat yolunda puanlamaları önemli olan Muammer Yıldız, Mehmet Kurt, Kamil Alev (Goldcity Alanya) , Yunus Yetkin (Goldcity Alanya) ve Halil Korkmaz da başarılı sonuçlar almıştı. 2007’deki duruma bakıldığında rekabete destek veren sporcular bugünkü gibi takım düzeyinde değil de sürekli olarak ferdi düzeyde yarışlara katılıyordu. Her ne kadar Goldcity takım gibi gözükse de ortada uzun vadeli, etkili bir oluşum maalesef yoktu.

Bilal Akgül

Bilal Akgül

Federasyonun politikası, Türk sporcuların gayreti ve diğer faktörler devreye girince Türkiye uluslararası alanda boy gösterme hakkını elde etti ve Bilal katıldığı Pekin Olimpiyatları’nda 35. olarak yarışı bitirdi. ((bakınız)

2012’de Neden Hedefi Tutturamadık?

2008’den 2012’ye gelecek olursak dört senede dağ bisikleti sporu epey değişim gösterdi. 2008’de henüz emekleme döneminde olan dağ bisikleti dört sene içerisinde takım düzeyi ve sporcu niceliği bakımından en üst noktada olmasa da hayli ivme kazanmış durumda. Ancak bugün geldiğimiz noktada bir takım olumlu gelişmelere rağmen 2012’de ilk 33 ülke arasına giremememiz Türkiye’de bu sporun bazı noktalarda yerinde saydığını gösteriyor.

Geçmiş dönemle kıyaslayacak olursak 2011 ve 2012 Mayıs ayları arasında geçen sürede yine öncelikli hedefin olimpiyatlara sporcu göndermek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Koyulan hedef ve yarış sayısını artırarak sporculara başarı kazandırma yöntemi 2008 öncesinde olduğu gibi Bisiklet Federasyonu tarafından eksiksiz olarak uygulanmış durumda. Fakat sonuç gösteriyor ki Türkiye’nin kendisini üst sıralara çıkartmak için uyguladığı yöntem olimpiyat yolunda hedefin tutmasına yetmedi.

İsak Ünal

İsak Ünal

Türkiye’deki yarışlarda yüksek puan toplanamamasının birinci sebebi yarışlara katılan yabancı sporcu sayısının artmış olması. Son bir senede Batı Avrupa’dan gelen yarışçıların yanısıra Türkiye’de sürekli yarışan, neredeyse kamp kuran Rusya, Ukrayna, Kıbrıs ve Yunanistanlı sporcular olimpiyatlara gidebilme hakkını kazanmış durumdalar. Türkiye’deki yarışların kalitesinin artması, organizasyonların disiplini ve ulaşımın kolaylaşması puan toplamak için gelen yabancı sayısını ciddi derecede artırdı. Puan almak adına yapılan son Bitlis ve Batman yarışları (sezon başında Artvin’deki yarışını da sayabiliriz) Türkiye’nin ulaşımı zor olan güneydoğu bölgesinde yapılmasına rağmen, yabancı sporcuların akınına uğradı.

Abdülkadir Kelleci

Abdülkadir Kelleci

Kısacası sonuçlar gösteriyor ki, kendi aramızda yarış yapmak, yabancı katılımcılardan 50 Euro kayıt parası almak ve ülkenin ücra yörelerinde yarış düzenlemek yani özetle yabancı sporcu katılımını engellemeye çalışarak olimpiyatlara katılan 32 ülke arasına girme politikası bu süreçte işe yaramadı.

Dış faktörlerin yanısıra hedefi tutturamamanın bir başka nedeni de Bilal Akgül’le beraber yarışan Abdülkadir Kelleci, Hamza Kansız ve İsak Ünal’ın puan olarak istenen düzeye gelememeleri. Bunun yanısıra diğer sporcuların puana katkıda bulunabilecek rekabet seviyesine ulaşamamaları da bir başka unsur. Maalesef 2011-2012 sezonu için yeterince elit sporcu yetiştiremedik.

Türk sporcuların başarı düzeylerinin artmamasındaki bir başka neden de sporcuların kendilerini uluslararası arenaya taşıyacak bireysel çabalarının yeterli seviyede olmaması diye düşünüyoruz. Dolayısıyla yurtdışında yeterince yarış koşmayan sporcuların tecrübesizliğini de başarısızlığı tetikleyen bir faktör olarak görebiliriz.

Diğer yandan yarışan sporculara baktığımızda 2008’de ferdi olarak yarışan sporcular takım sporcularına dönüşmüş ve takım olarak çalışma fırsatını elde etmişlerdir. Bu da belli bir disiplini beraberinde getirmiştir. Federasyon yarışlarında yarışan bir sporcuya en azından malzeme ve bisiklet sponsoru bulunduğu bir dönemdeyiz. 2012 sezonunda Salcano’nun da hem organizasyon, hem takım düzeyi hem de malzeme desteğinde sporun gelişmesi adına katkısı büyük olmuştur.

Salcano Yön. Kur. Başkanı Bayram Akgül

Salcano Yön. Kur. Başkanı Bayram Akgül

Hedef : Olimpiyat

Gözden kaçırılmaması gereken diğer bir nokta ise, dağ bisikleti sporunda gelişimin göstergesi olarak olimpiyat hedefinin ne kadar doğru olduğudur. Nısbi altyapı yetersizliği, nispeten mütevazi antrenman metodları, nitelikli sporcu sayısının artırılması ve sporun uzun vadede daha disiplinli hale getirilmesi gibi temel hedeflerin arka planda kalmasına yol açarak başarının kısa vadeli olmasını beraberinde getirmektedir.

Uzun yıllar bisiklet kültürünü benimsemiş ülkeler ile rekabet etmek Türkiye açısından zor olsa da kalıcı olarak olimpiyatlara katılabilmek ve dünyada bu sporu benimseyen ilk 32 ülke arasına girme potansiyeli mevcuttur.

Yeni Hedefler

Bugün gelinen noktada olimpiyat hedefi ana hedef konmasından dolayı başarısızlık olarak görünebilir, fakat sporun kazandığı ivme gözönüne alınırsa başarı düzeyi daha doğru değerlendirilir. Türkiye’de dağ bisikletinin gelişime devam etmesi için olimpiyat gibi kısa vadeli hedeflerin yanısıra, sporun ve sporcunun gelişiminde uzun vadeli hedeflere yönelmek daha doğru olacaktır.

Türkiye’yi dağ bisikleti sporunda daha üst sıralara taşımak için bireysel olarak başarılı sporcular yetiştirmek yolunda atılacak adımları sıralamak gerekirse,

Spor Akademileri’nde bisiklet branşı eğitimleri artırılmalı ve bisiklet sporunun geniş kitlelere ulaşımı sağlanmalıdır.

Alanya’da uygulamaya geçirilen Aldosk ve Alanya Belediyespor gibi bisiklet altyapısı eğitimleri verilen kulüplerin yurtgeneline yayılması sağlanarak çekirdekten yetişen sporcu sayısı artırılmalıdır.

Yerel yapılan yarış sayısının arttırılması çok önemlidir. Kaçkar Bisiklet Kış Antrenman Yarışları, Delta Bisiklet Altın Yarış Serisi, Yenice, Yalova Denizçalı Dağ Bisikleti Yarışı ve adını sayamadığımız yarış organizasyonlarının arttırılarak düzenli hale getirilmesinin önü açılmalıdır. Bürokratik izin aşamaların azaltılması sağlanmalıdır.

Yerel yönetimlerin düzenlediği kutlamalarda bisiklet gezi ve yarışlarının arttırılması ve bisiklet kültürünün daha da geliştirilmesi ile spora olan ilginin artırılması başarı düzeyini yükseltecektir.

Düşünülebilecek bir diğer unsur ise örnek olabilecek yabancı teknik antrenörlerin çoğaltılmasıdır. Hem milli takım düzeyinde hem kulüpler düzeyinde uygulanabilecek bu model ile Türkiye’de diğer spor branşlarında olduğu gibi bisiklette de başarılı olma potansiyeli mevcuttur.

Yarışan nitelikli elit sporcu sayısı artırılarak rekabet düzeyi yükseltilmelidir. Bisiklet sporunda başarılı olmuş ülkelerin antrenman metodları dikkate alınmalı, çalışmalarda bilimsel metodların önemine vurgu yapılmalıdır.

Hamza Kansız

Hamza Kansız

Dağ Bisikletinde Kalıcı Başarı

Sonuç olarak Türkiye’nin bugün geldiği noktada, her ne kadar inişli çıkışlı bir grafik çizilse de yakalanan ivme olumludur. Doğru analizlerin yapılması ve başarı kriterlerinin belirlenmesiyle, yakalanan ivme sporun gelişimine kanalize edilmelidir. Başarılı hamlelerle oluşturulabilecek altyapı sayesinde, gözlerden uzak yerlerde yarış yaparak puan toplamak yerine uluslarası arenada başarıyla yarışan sporcular yetiştirilebilecek ve bu sayede Türkiye olimpik arenada sürekli olarak temsil edilme şansına kavuşacaktır.

Dağ Bisikleti Sporcusu Yetiştirmek
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Olimpiyata Gidemiyoruz, Niye? – Dağ Bisikleti Türkiye

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top